Biz burada yalancıları yakarız.
Biz burada yalancıları yakarız
Jackie bir kurt adam… yani bir kurt kadındı. Pete bir vampirdi ama sırf beni sinir etmek için kendine “Drakula” diyordu. Ben ise bir cadıydım ama abim Kevin geçen hafta sakalımı yakmasaydı kız Gandalf olacaktım.
Şeker mi şaka mı için çok büyüktük ama bu da amacın bir parçasıydı. Çocuk işi olduğu için 5 yıl ara verdikten sonra bunun çocukların ücretsiz şeker almak için uydurdukları bir şey değil de daha çok bir sosyal deneymiş gibi düşünmeye başlayınca kulağa daha ilgi çekici gelmeye başladı.
Ana fikir buydu. Her eve gidecek ve yeteri kadar küçük olmadığımızı da gizlemeyecektik. Pete ve ben üniversite son sınıftık, Jackie ise ilk yılındaydı. Benim boyumdan, Jackie’nin ise göğüslerinden dolayı kimse bizi çocuk sanmıyordu. Küçük bir kuralımız vardı. Şeker istemeye giderken düzgün kostümler giyecek ve bir serseri gibi davranmayacaktık. Sadece nazik olacak ve bahsi etkileyecek şeyler yapmayacaktık.
İşte oyun kısmı tam burada devreye giriyor. Evlere gitmek için arabadan inmeden önce şeker verip vermeyeceklerine dair bahse girecektik. Çoğu kişi şeker verecektir ama bazı insanlar büyük kişilerin gelip şeker istemesine gıcık olabilir, yine de kibar olduğumuz sürece insanlar kostümümüz hatırına biraz şeker verecektir.
Kabaca bir şey yapmadığın ve her şeyin yolunda olduğundan emin olduğun sürece skorlandırma şöyle çalışıyordu: Eğer bir evin şeker vereceğine bahse girersen bir puan, vermez der ve yanlış çıkarsan eksi bir puan, eğer vermez deyip haklı çıkarsan ise 5 puan kazanıyorsun
Sahte aksanlarla beraber alaycı bir sesle konuşmak serbestti. Ama kibar olmayan sözler söyleyemez veya veya bariz bir şekilde yaşımızı aşan şeyler söyleyemezdin. “Karıma ve çocuklarıma geri dönmem gerekiyor” tarzı şeyler yani.
Başka bir deyişle, kibarca yapıldığı sürece makul bir şekilde yalan söylemek serbestti.
Gece işimiz bittiğinde en çok puanı olan kişi şekerleri bölüştürecek ve diğer iki kişinin yiyeceği ilk üç şeyi seçebilecekti. Kaybeden kişiler ne kadar iğrenç yada pis olursa olsun o yiyecekleri yemek zorunda olacaktı. Nede olsa bi ceza olmalı.
Şimdiye kadar Pete nasılsa iyi gidiyordu. İyi bir tahminciydi, her zaman öyleydi ve bu sinir bozucuydu. Sadece iki puan arkadaydım ama karanlık kırsalda ilerledikçe evlerimiz tükeniyormuş gibi hissediyordum. Bu planımızın bir parçasıydı, ışıkları yanan ama uzak yerlere gitmek, çünkü insanların oralara gelme olasılığı ve ev sahiplerinin de şeker bulundurma olasılıkları düşüktü. Ama süslemeleri ve ışıkları açık olan evlerin çoğu, kendi özel şekerlerinden bile olsa bir şeyler verdi.
Jackie bir puan arkamdaydı ayrıca kullandığı strateji bana göre saçmaydı. Her evde şeker vermeyecekleri üzerine bahse giriyordu. Çünkü ona göre haklı çıkarak kazanacağı beş puanlar daha önce kaybettiği puanları telafi edecekti. Ona şeker verme ihtimali yüksek evlerin önünde durduğumuzu ve hep aynı bahsi yaparak gerçekten oyunu oynamış olmadığını söyledim ama kararlıydı. İtiraf etmeliyim ki stratejisi aslında o kadar da kötü değildi. Haklı çıktığı tek bir ev bile onun öne geçmesine yetiyordu.
Bu yüzden CR 13’ün sonundaki uzun yola dönmeye başlayınca mızmızlandım. Dönüşü tamamladığında kıs kıs güldü ve bana bakıp sırıttı. Kürkle kaplı yüzü arabanın göstergesinden gelen zayıf ışıkta parlıyordu.
Evin bahçesinde yanan kandiller vardı. Bu süsleme ve ışık olarak sayılıyordu.
Pete homurdandı. “Lanet olsun Winny, o haklı.”
Jackie asfalt yoldan inmeye başladı ama yol sağa doğru kıvrılarak ilerliyordu ve ilerledikçe yolun iki tarafında ağaçlar sıklaşıyordu. Sinirli bir şekilde başımı salladım.
“Evin süslemesi olmalı, yola bir kilometre uzak olması değil. Bu sayılmaz”
Jackie omzunu silkti. “Peki, bakalım o zaman. Eğer evde ışık yada süsleme yoksa geri dönüp ayrılacağız. Hile yapmaya çalışmıyorum ama iyi bir ihtimali de geri çevirmem.”
İç geçirip geri koltuğuma gömüldüm. “Öyle olsun. Ama orda ev bile yoksa hiç şaşırmam doğrusu”
“Hassiktir”
Pete şaşkınlıkla dedi, neyi kastettiğini sormama gerek kalmadı. Son köşeyi döndük ve daha fazla ağaç yada çalı çırpı dolu boş bir arazi yerine bizi iç savaş öncesinden kalma, tuğla duvarlı, koyu gri sütunlu dev gibi bir malikâne karşıladı. Yan yana dizilmiş sütunlar uzun dişlere benziyordu. Manzaranın çoğunu arabanın farından görmüştük ama geceyi aydınlatan tek ışık o değildi. Evin devasa gölgesinin arkasında ateşin belli belirsiz turuncu ışığını seçebiliyordum. Evin verandasında yoldaki gibi 4 kandil daha vardı.
Jackie bana döndü ve tatmin olmuş bir gülümsemeyle evin arkasındaki ışığı işaret etti. “Işık.” ondan sonra da verandadaki balkabaklarını. “Ve süslemeler.”
“Yani eh teknik olarak evet ama bu yer bizim bir şey isteyeceğimiz bir yere benziyor mu? Karanlık ve korkutucu. Muhtemelen sepetlerinde jiletli şekerler vardır.”
Pete güldü. “Cadılar bayramı dostum! Bu yer bizim ziyaret etmemiz gereken türden bir yer. Ayrıca jiletli şeker dediğin bir halk efsanesinden ibaret değil mi?”
Jackie kafasını salladı. “Hayır, bir keresinde kuzenim yaşamıştı. Ama önemli değil. Çünkü rahatlıkla söyleyebilirim ki buradan şeker alamayacağız.”
Gözlerimi devirdim. “Ne kadar şaşırtıcı. Sağlam stratejiymiş.”
Gözlerini kısarak bana baktı “Korktuysan sadece söyle.”
Orta parmağımı ona doğru kaldırdım ve hayalete benzeyen bir sesle “Siktirrr giiiittt. Sana fare boku kaplı zehirli bir şeker verdiğimde gelip bana ağlama.”
Jackie, burnunu çekerek arabayı durdurdu ve dışarı çıktı. “Hadi bakalım ezikler. Jackie’nin parlama zamanı geldi.”
***
“Bence de şeker alamayacağız.”
Eve yaklaşırken yüzünü göremedim ama hâlâ Jackie’nin kıkırdamasını duyabiliyordum. “Demek kazananı kabullenmeye karar verdin ha? Akıllıca. Sonunda sana bir faydası olmayacak ama muhteşemliğimi kabullenmene saygı duyuyorum.”
“Off. Neyse. Pete, sen ne diyorsun?”
“Mmm. Şeker. Bu insanlarda olması lazım, değil mi?”
“Tabi eğer e-” adımlarımızı atarken verandanın ışığı yandı. “evdelerse. Lanet olsun.”
Pete şimdiden verandadaydı. bize bakarak sırıttı. “Her zaman Drakula’ya bahse girin” döndü ve aynı derece garip duran siyah kapının yanındaki süslü zili çaldı. Uzaktan bir çan sesi duyduk.
Burası bayağı garip bir evdi. Buradaki her şey garip hissettiriyordu. Neden onlar bunu görmüyorlardı? Oyunu bırakıp Pete’i kazanan ilan etmeyi önermeden önce kapı kilidi tıkırdadı ve kapı açıldı.
Öbür tarafta ölü bir kadın durmuş bize gülüyordu.
Pete haklı olmalıydı. Bu insanlar kimse ellerinde şeker olmalıydı. Çünkü kostümü film setinden fırlamış gibiydi. Çok abartılı yada detaylı olduğu için değil de çok ince olduğu için. Üstündeki mavi elbise kararmış ve ucundan kıvrılmıştı sanki eskimiş yada çürümüş gibi. Cildinde ise verandanın ışığında belli olan ama fazla abartılı olmayan mavi bir ton vardı. Çekici olmayan orta yaş bir anne olmadığına dair bir diğer işaret ise sol kulağıydı. Onun uzun, kahverengi mat saçları kulağının üstüne çekilmiş ve bütün bir et yerine çiğnenmiş bir parçayı ortaya çıkarıyordu.
“Kahretsin, harika gözüküyorsun!”
Pete haklıydı ama göğüslerine attığı bakışlarından zombi kıyafetinden mi yoksa genel olarak ateşli olmasından mı bahsettiğini anlamak zordu. Jackie ikincisi olduğunu düşünmüş olacak ki Pete’i kaburgalarından dürttü ve bir adım öne çıkarak açık evrak çantasını uzattı.
“Şeker mi şaka mıııı!”
Ani ve gergin bir kahkaha attım. O evrak çantası… Jackie normal bir torba yerine evrak çantası getirmişti. İlk başta ben ve Pete neden olduğunu anlamamıştık ama sonra hep şeker alamayacağımız üzerine bahse girdiğini görünce mantıklı gelmişti. Cadılar bayrımı ruhuna uygun birşey kullanmamanın insanları gıcık edip şeker vermemelerini sağlayacağını düşünüyordu. İşe yaradı mı bilmiyorum ama iki ev o şeye bakıp bizim fazla büyük olduğumuzu söylemişti.
Yine de bu, bayana pekte bir şey ifade etmemişti. Hafifçe güldü ve sırayla bize baktı. “Pekalaaa. İltifat için teşekkür ederim. Pazarlığa başlamayı da kabul ediyorum”. Hâlâ kıkırdayarak bir adım geri çekildi. “Mutfağımda her tür şeker bulunuyor ve bu kutsal gecede herhangi bir şaka da yapmayacağım. Sizden tek istediğim bana ne olduğunuzu söylemeniz. Ondan sonra kapıdan içeri girebilirsiniz.” Koridorun sonunda sarı kandil ışığının aydınlattığı mutfağı işaret etti.
Pete’e endişeli bir bakış attım. “Bakın bayan, normalde insanların evine girmeyiz.”
Kafasını salladı. “Anlıyorum ama pişirmeyi daha yeni bitirdim ve korkarım ki hepsini buraya getirmek için çok fazla çeşidim var.” Omzunu silkip kapıyı kapamaya başladı. “Teklif ettiğim şekerleri reddederseniz kapıyı kapatabi-“
Pete öne adım attı. “Hayır! Hayır, bayan. Seve seve geliriz.” Bana ters ters baktı. “Arkadaşımın kusuruna bakmayın. O sadece bir eziğin teki.”
Kadın genişçe gülümsedi ve diğer saçını da kulağının üstüne atıp mükemmel kulağını açığa çıkardı. “Duyduğuma sevindim.” Yüzü bi anda ciddileşti. “Şimdi. Sen nesin?”
Pete bi anlık tereddüt etti ve sonra plastik dişlerini gösterdi. Dürüst olmak gerekirse o plastik diş pahalıydı ve güzel duruyordu. “Ben, bayan, ben Drakulayım”
Kadının gülmesini yada sinirlenmesini bekledim, ama o sadece başını salladı. “Güzel, evime girebilirsin.” Kadın Jackie’ye dönerken Pete adımını attı. “Peki, sen nesin?”
Jackie evrak çantasını indirdi. Alnına ve yanaklarına yapıştırılmış kahverengi, sahte kıllara rağmen onun da endişeli olduğunu görebiliyordum. Yine de biz oynamaya devam ettikçe o da oynayacaktı. Uluyarak kapıya yaklaştı.
“Ben bir kurt adamım, bayan”
“Çok güzel. Evime girebilirsin.” Kadın bana baktı. “Peki sen?”
Konuşmaya başlayacaktım ama bir şey beni alıkoydu. Bu… Bu kadınla ilgili bir şeyler yanlıştı. Onun problemi neydi bilmiyorum ama diğerlerini ayrılmaya ikna edecek bir sözüm de yoktu. Kadının her söylediği ve yaptığında bir ağırlık vardı. Sanki cadılar bayramı rolü yapmıyormuşuz da ciddi ve gerçek bir şey yapıyormuşuz gibiydi. Ve hâlâ beklentili şekilde bana bakıyordu.
Kalbim gümlerken bir adım öne çıktım. “Ben… uhm.. Ben cadı şeklinde giyinmiş bir kızım. Aslında kız Gandalf olacaktım ama eşek abim sakalımı yaktı.”
Kadın yeniden gülümsemeden önce bi anlığına beni süzdü. “Harika, evime girebilirsin.”
Kapıyı arkamdan kapadı. Bizimle mutfağa eşlik etti. Mutfak devasaydı. İkili fırın, ve ahşap üstüne yerleştirilmiş8 tane ocak ve sonu çeşit çeşit kurabiye, şeker ve ne olduğunu bilmediğim tatlılar dolu uzun bir masa vardı.
“Hasiktir! Yani, vay canına. Masayı donatmışsın resmen.”
Kadın kıkırdadı. “Teşekkür ederim. Burada fazla ziyaretçi almıyoruz ve oğullarım da az yemek yiyor. Bu yüzden yaptığım şeyler sürekli artıyor. Lütfen istediğiniz kadar alın, sonuçta bugün cadılar bayramı.”
***İçimde bir huzursuzluk hissettim ve Jackie’nin kulağına eğildim. “Bunların hiçbiri ambalajlı değil. İçinde her şey olabilir. Bu şeylerden yiyemeyiz.”
Geri çekildi ve bana ters ters baktı. “Bunların ambalajlılardan farkı ne? Ambalajlı bile olsa içine bir şeyler enjekte edip geri kapayamaz mıydı? Hem zaten en son ne zaman bu kadar şatafatlı şeyler yemiştik?”
Pete konuşmamıza dahil oldu. “Dediklerini duymadım sanma. ‘Cadı şeklinde giyinmiş bir kızım.’ Kaybettin kabul et. Yiyeceğim en iyi yemeği mahvetme.” Ev sahibine sırıttı. “Peki bunlardan ne kadar alabiliriz? Hepsi çok güzel duruyor “
Kadın ona gülümsedi. “İstediğiniz kadar alabilirsiniz. Tabi sonuçta kaseler ve tabaklar var ama yeniden doldurmaktan çekinmeyin. Zaten bende ihtiyacımdan fazlası var.” Pete, masanın köşesindeki patates kızartmalarına uzanınca kadın ona ters ters baktı. “Ah hayır, o senin için değil”
Pete elini geri çekti ve ona ne demek istediğini anlamamış gibi baktı. “Ah, affedersin.”
Elini salladı. “Önemli değil, bunları sarımsakla hazırlamıştım. Hastalanmanı istemem.”
Pete bir süre ona boş boş baktı ve gürültülü bir kahkaha koparttı. “Oh kahretsin, doğru. Sanırım kısıtlı bir diyetim var” İçi koyu katmanlardan oluşan ve en tepesinde krema bulunan kristal bir kadehi aldı. “Bunu almamda sakınca var mı?”
Kadın kafasını salladı. “Tabi, alabilirsin. Karamelize bebek yağı parçacıklı kan köpüğü bu.” Bir tanesini aldı ve Jackie’ye uzattı. “Bundan senin de almanda sakınca yok.”
Aramıza bakarak Jackie bir kaşık aldı. “Teşekkürler, lezzetli duruyor.”
Kadın döndü bana döndü. “Masanın sol tarafındaki tüm yiyecekler etsiz canım.”
Yavaşça başımı salladım. “Şey, ben vejetaryen değilim ama kurabiyeler ve kekler harika gözüküyor.” Pete köpükten yerken ona işaret ettim. “Ama bunların içinde de et yo-“
Pete, kıvranmaya başladı ve yere koyu bir topak tükürdü. “Bayan… bu bok da ne?” Yukarı baktığında kadın yerine bana baktı. Sulanmış gözleri korkuyla bakıyordu.
Kadın ters ters baktı. “Söylediğim gibi. Pıhtılaşmış kan. Sizin türünüzün en sevdiği.”
Öksürüp tükürdüğü sırada denilenleri zor dinliyor ve verilen içeceklere güvenmeden boğazını temizlemeye çalışıyordu. Dördüncü tükürüşünde ağzındaki plastik diş fırladı ve kurabiye dolu tabağın ortasına düştü.
“Nedir bu?” Kadının ses tonu donuktu. “Bana bak. Ağzını göster.”
Pete çenesi düşük bir şekilde ona baktı, tek dişi hâlâ orada sallanıyordu. “Sen neden bahsediyorsun be?”
Kadının yüz ifadesi, içeceğini kendinden uzaklaştıran Jackie’ye doğru dönerken karardı. “Peki ya sen? İkramı beğenmedin mi?”
“Bayan, bu hiç komik değil. Bizim gitmemiz la- …ahh bırak beni!”
Ev sahibi onu kolundan kavradı ve kendine doğru çektiği sırada sıkabildiği kadar sıktı. “Bana hemen cevap ver. Sen gerçekten kurt adam mısın?”
Öne atılıp kolunu Jackie’den çekmeye çalıştım ama yerinden kıpırdamadı arkadaşımı sıkıca tutarken bana bakmadı bile. Jackie başını sallarken ağlamaya başladı.
“Tabi ki de hayır! Bu sikik bir kostüm! Güzel bir kostüm bile değil ve zaten kurt adamlar da gerçek değil, deli kadın! Bırak beni!”
Kadın kendinden istenileni yaptı ve Jackie’yi Pete’e doğru fırlattı ve ikisinin de duvara çarpıp yere yuvarlanmasını sağladı. Onlara yardım etmek için hareketlendim ama kadın önümü kesti.
“Peki ya sen? Cadı şeklinde giyinmiş bir kız mısın?”
Konuşmaya çalışırken zor nefes alıyordum. “Ne-neden bunu yapıyorsun?”
“Cevap ver. Hemen.”
“Evet’ Evet ben sadece cadı şeklinde giyinmiş bir kızım.”
Başını salladı ve tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi. “Pekâlâ. Arkadaşlarının bozduğu dürüstlüğü sen koruyabildin. Masadan istediğin yiyecekleri alabilirsin.
“Biz sadece… sadece gitmek istiyoruz.”
“Gitmek? Onlar gidemez. Bu kutsal gecede dürüst olamadılar. Ne bu evde, ne de benim ailemde yalancılık kabul edilemez.”
***Kandillerin gölgeleri arasında karanlık figürler yaklaşırken kadının gözleri Jackie ve Pete’e döndü. Figürlerden biri ejderhaya, biri iskelete benziyordu. Üçüncüsü ise pençeli kalın dokunaçlarla dolu bir kütleydi.
Bana sıcak bir bakış atmadan önce onlara sevgiyle baktı. “Oğullarım.”
****
Evin arkasındaki parlaklık devasa bir şenlik ateşinden geliyordu. Odunlar ve rengarenk yapraklarla doluydu ama bunlar her nasılsa tamamen yanmamıştı. Ateşin diğer tarafında daha uzun odunlar yığılmıştı. Canavarlar Pete ve Jackie’yi çırpınıp çığlık atarlarken bu odunlara bağladılar.
Sanırım o anda evden ayrılabilirdim ama kadın onları kurtarmama izin vermese bile arkadaşlarımı terk edemezdim. Kurtarmayı denedim, ama kadının sıkı ve bi o kadar da nazik tutuşu üstüme öyle bir ağırlık bindirdi ki titreyip ağlamak ve özür dilemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.
Bu durum kadını rahatsız etmişe benziyordu. Canavarlar arkadaşlarımı yere sermeyi bitirdiklerinde kadın benimle tekrar konuştu.
“Umarım bu sana canice gözükmemiştir. Ailem bir süre önce medenileşmiş olsa da biz hala eski kafayız. Yine de şeker mi şaka mı oyununu oynuyoruz özelliklede cadılar bayramında. Çünkü bu dünyanın iddialarını bir kenara attığı nadir zamanlardan biri.”
Ne anlattığı hakkında hiçbir fikrim yoktu ama belki onunla konuşursam bizi bırakması için ikna edebilirdim. “İddialar mı?”
Kafasını salladı. “Dünyanın güvende olduğu, canavarların gerçek olmadığı ve karanlıktaki gerçeğin sana zarar veremeyeceği gibi iddialar.”
Sakin kalmaya çalışmama rağmen sesimdeki titreme belli oluyordu. “Biz sadece kostüm giyiyorduk! Cadılar bayramı da bundan ibaret zaten! Bizi neden bunun için cezalandırıyorsun?”
Kaşlarını çattı. “Seni değil, onları cezalandırıyorum. Sen dürüsttün. Ve yalan söylemenin cadılar bayramıyla hiçbir alakası yok. Bu sadece korkak insanların kendilerine ve çocuklarına öğrettiği bir yalan. Başka bir yalan.” Dudakları büzüştü, diş etleri ateşin ışığında koyulaşmıştı. “Ve biz burada yalancıları yakarız.”
Çığlık sesleri duyunca arkamı döndüm. Pete ve Jackie’nin bağlı oldukları odunlar alev almıştı. Pete’in yüzü korkuyla kıvranırken Jackie’nin gözleri alevlerden daha parlaktı. Alevlerin içindeki kırmızı gözlerle bana bakıyordu. Son bir çığlık koparttım, acı dolu ağlayışımın son nefeslerinin oluşturduğu boşluğu doldurmasına izin verdim. Gözlerimi sıktım, yere yığılıp kaldım. Karanlık beni alıp götürsün, bu kabus bitsin diye dua ettim.
Hem kafamda hem çevremde bir şeylerin değiştiğini hissettim. Gözlerimi açtığımda gece gündüze dönmüştü. Alevlerin yerinde sadece küller kalmıştı ama arkadaşlarımdan bir iz yoktu. Ne bir kemik ne bir ceset. Sadece küller. Arkamı döndüğümde evinde gittiğini gördüm. Arkamı döndüğümde evin de yerinde olmadığını gördüm. Onun yerine, yanan büyük bir odun yığını ve yanımda siyaha boyanmış bir balkabağı feneri dışında boş, büyük bir açıklık vardı.
Hıçkırığa boğulmuş bir şekilde balkabağının kapağına uzandım ve içine baktım. Şeker mısırı ve çikolatalarla yarısına kadar doluydu ve tatlıların üzerinde turuncu bir kağıt parçası vardı. Kağıdı çıkardım ve üzerinde yazanları okudum.
İkramlarınızı unutmayın! Mutlu Cadılar Bayramı!
Çeviren: Emirhan Çolak
Tarih: 22 Kasım 2023 – 22.53